Son güncellenme :06.02.2014 12:05

Anasayfa > Mehter Nedir? > MEHTER TARİHİ, SAZLARI VE KIYAFETLERİ

06.02.2014 Per, 12:05

MEHTER TARİHİ

 

Dünyanın en eski bandosu olarak kabul edilen mehterin, farklı kaynaklara göre değişik anlamları vardır. Haydar Sanal “Mehter Musikisi” adlı kitabında mehterin farsça “mihter” kelimesinin Osmanlı’da aldığı şekli olarak yorumlar.

Yine aynı kaynakta “mihter” veya “mihtar” şeklinde seslendirilen kelimenin, Memluklarda  ve Türkistan’da saray teşkilatında vazifeli memur veya vezir manasında kullanılmış olduğu bilgisini vermektedir.

Mehter kelimesi bazı İslam devletlerinde, Memluklarda, Türkistan’da ve Osmanlılarda, saray memurlarının büyük rütbelilerine ve bazı kurumlarına isim olarak kullanılmış ve sorumlu oldukları görevleri nedeniyle farklı  manaları ifade ederek zamanımıza kadar gelmiştir. Bugünkü manası ise, Osmanlı İmparatorluğu’nda yeniçerilerin kaldırılmasından önce, askeri musikisini icra eden,  askeri mızıka takımına verilen addır.

Osmanlı mehter geleneği Osman Gazi zamanında hayat bulmuş, gerek savaşlarda, gerekse devlet merasimlerinde çeşitli sebeplerle görevi gereği çalınmıştır. Tarih ve araştırma kitaplarında Fatih Sultan Mehmet zamanına kadar aydınlatıcı bir belge bulunamamıştır. Fatih devrinde teşkilatın büyük bir gelişim kaydettiğini kayıtlarda görmek mümkündür.

1-      Mehterdeki Sazları

 A)    Nefesli

 1-Zurna   

kaba zurna

Osmanlı mehter takımlarında iki çeşit zurna görülmektedir. Bunlardan birincisi Osmanlı ve Kırım mehterlerinde çalınan “kaba zurna” adı ile anılan türüdür. Bu tür, daha kalın sesli ve daha büyüktür. Diğer türü olan “cura-zurna” ise ince sesli olanıdır. Cura-zurna, davul ve nakkare eşliği ile çalınan bir sazdır. Mehter takımlarında zurna çalanlara “zurnazen”, zurnezenlerin başına ise “ser surnazenân”, “ser surnazen”, “ser zunaî”, veya “ser zurna” adları ile hitap edildiği bilinmektedir. Zurnezenlerin başı aynı zamanda mehter takımının mehterbaşı

ağasıdır. Zurnazenler er rütbesindedirler. Türk musiki sazları arasında en yüksek icra sanatına elverişli bu sazın, zurnazenbaşı İbrahim ağa ve Edirneli Dağı Ahmet Çelebi gibi isimleri günümüze dek ulaşan çok değerli virtüözleri yetiştirdiği bilinmektedir.

 

2-Boru                      

boru

Boru, zurna ile beraber mehter takımında nefesli sazlar bölümünde yer almaktadır. Boru, mehter musiki eserlerinde kendi sitilini hissettirdiği halde zurnanın yanında ikinci planda kalmıştır. Türk Hükümdarı Alp Arslan’ın icat ettiğinin rivayet olunduğundan bahsedilmektedir. Ayrıca, Türklerin XII. yüzyılda kullandıkları borulara “Nay-i Türki” adının verildiği bilinmektedir. Mehter takımlarında boru çalanların oluşturduğu mehteranlara “boruzen”, bölükbaşı görevinde olan kişiye ise borucubaşı ağa denilmektedir. Borucubaşı ağa

subay rütbesinde, boruzenler ise er rütbesini taşımaktadırlar.

 

B)    Vurmalı

 1-Kös

kös

Vurmalı sazlar grubuna giren kös, günümüz mehter takımlarında da kullanılmaya devam etmektedir. Mehter takımlarında çift olarak kullanılan kösleri çalan mehterana “közsen” veya “kusi” adı verilmektedir. Kösler, madeni kısmı bakırdan yapılmış büyük bir kâse görünümün de olup geçmiş tarihler de üzeri deve, fil veya aslan derisi ile gerildiği bilinmektedir.

Kösler etki ve ifade yönünden mehterin en güçlü sazı olmuşlardır. Çıkardıkları güçlü sesler ile savaşlarda düşmanın moral gücü üzerinde zayıflatıcı bir etki yaptıkları bilinmektedir. Bu kösler daima sancakla beraber taşınmışlar sancağın gitmediği veya bulunmadığı yere kösler götürülmemişlerdir.

 

       2-Davul  

davul

Davul gerek Türklerin gerekse mehterhanelerin kullandığı vurmalı sazların en eskilerinden biri olarak bilinmektedir. Davul; ağaç, deri ve kaytan olarak üç bölümden oluşmaktadır. Silindir şeklindeki kasnağın her iki yanına gerilmiş olan derilerden ve omuza asmaya yarayan

kaytan adı verilen kayıştan meydana gelmiştir. Ayrıca davulu çalabilmek için tokmak ve ince değnek kullanılmaktadır. Davul, Türk geleneklerinde düğün, sahur, cirit oyunu, at yarışı, güreş, bayram v.b. gibi alanlarda uzun yıllar boyu kullanılmış ve hala kullanılmaktadır. Diğer taraftan davul; müjde, güvenlik, savaş, yangın v.b. amaçlı da kullanılmış, kullanıldıkları amaçlara uygun adlarla anılmışlardır. Örneğin, bir kale fethedildiği ve zafer kazanıldığı zaman ”tabl-ı beşaret” ya da “müjde davulu”, savaş esnasında gece karanlığı bastırınca askerlerin birbirlerinden uzaklaşmaması için “tab-ı asayiş”, savaşın başladığını haber veren

davula “cenk tabl-ı”, ayrıca biten her savaştan sonra divan toplantısını haber vermek için “cenk-i harbi” davulu çalındığı bilinmektedir.

       3-Nakkare

nakkare

Mehterin vurmalı sazlarından biri olan nakkare “kudüm” veya “çifte nara” olarak da adlandırılmaktadır. Nakkarelerin tekkelerde çalınan türüne “kudüm”, esnaf mehterlerince çalınan türüne ise “çifte nara” adı verilmektedir. derinliği 10cm, çapı 25-30cm civarında iki bakır kâseden oluşmaktadır. Birbirlerine ip veya deri ile bağlı olan bu kâselerin üstü deri ile gerilmiştir.Nakkareler bir veya iki değnekle vurularak çalınırlar. Bu vurmalı sazın çift olanı olduğu gibi tek olanı da vardır. Nakkarelerin  sesine ahenk verebilmek için iki kâseden biri daha küçük yapılmıştır. Nakkarelerin büyük olan kâsesi sağ elle, küçük olan kâsesi hem sağ hem sol elle çalınabilmektedir. Çalış usulü olarak sağ elle “düm”ler, sol elle “tek”ler, “düme ve tek”ler ise sağ ve sol el kullanılarak çalındığı bilinmektedir. nakkareler günümüz mehterlerinde sol kol ile omuz arasında tutulmak suretiyle çalınmaktadır. Eski mehteranların nakkareleri çalarken bağdaş kurarak oturdukları bilinmektedir. Nakkare çalan mehteranlara “nakkarezen” ya da “ser nakkarezen” adı verilmektedir. Nakkarezenler görevleri gereği erlik rütbesi taşırlar. Nakkarezenlere şeflik yapan bölükbaşı, subay rütbesine sahip olup “nakkarezenbaşı ağa” olarak adlandırılır.

 

 C)    Ziller ve Çıngıraklar

 

1-      Ziller

zil

“Çenk”, “cenk”, “zenc”, “sanc” ve “zenç” gibi adlarla da anılan ziller, eski tarihlerde dövme bakırdan yapıldıkları bilinmektedir. Henry George Farmer zilleri ritim ve tınlama için birbirine vurulan iki bakır (pirinç, bronz) diskten oluşan savaşla ilgili çalgı türü olarak tarif etmiştir. Günümüzde ise genellikle bakır ve kalay karışımından yapılmaktadırlar. Bazı kaynaklarda zilin yapımında pirinç ve bir miktar altının kullanıldığına da dikkat çekilmiştir. Türk musikisinde bir usul vurma aleti olan ziller, çift olarak kullanılmaktadır. Zil çalan mehterhanlara “zilzen” veya “ser zinciri”, zilzenlerin başına ise “zilcibaşı ağa” adıyla hitap edildiği, zilzenlerin er, zilcibaşı ağanın ise subay rütbesinde görev yaptıkları bilinmektedir. XVIII. yüzyıldan sonra zil, Avrupalılar tarafından da askeri bandolara alınmaya başlanmış, bu ziller birçok Avrupa ülkesinde hâlâ “Cimbales Turgues” adıyla anılmaktadırlar.

 

2-      Çevgenler

 çevgen

Mehter sazlarının ziller ve çıngıraklar bölümüne ait olan çevgenler, bazı kaynaklarda “çoğân”, bazı kaynaklarda ise “cevgen” olarak adlandırılırlar. Çevgenler yaklaşık bir metre uzunluğunda bir değneğin uç kısmına geçirilmiş hilâl şeklindeki bir taşıyıcının etrafına dizilmiş çıngıraklardan oluşturulmuşlardır. Osmanlılar zamanında çevgenlerin değnek kısmının gümüşten yapıldığına tanık olmaktayız. Çevgenleri, çıngırakların kendi sesleriyle, birbirlerine çarpmaları sonucu ortaya çıkan seslerin ahenkli buluşması olarak tarif etmek mümkündür. Bu mehter sazı sağ elle aşağı yukarı hareket ettirilmek sureti ile çalınmaktadır.

 

Genellikle başlama ve bitim işaretlerini vermek ve tempo tutmak amacı ile kullanılan çevgenleri çalan mehteranlara “zencirî” veya “zinciryân” bölükbaşlarına ise “ser zencirî” adı verilmiştir.

 

 

MEHTERDEKİ GÖREVLER VE KIYAFETLERİ

 Mehterbaşı Ağa

12

Mehterbaşı, mehterhanenin bugünkü tanımıyla orkestra şefi ve müzik eğitiminden, mehterhaneye alınan yeni elemanların eğitilmesine kadar, bir şefin görevli olduğu her şeyden sorumluydu. Mehterbaşı olabilmek için mehter sazlarından bir tanesini çok iyi çalmak yeterliydi. Mehterbaşı, Osmanlı İmparatorluğundaki resmi ve resmi olmayan bütün mehter takımlarından sorumluydu. İşini aksatanların görevine son vermekten, vefat edenlerin yerine yapılacak atamalara kadar karar verme yetkisine sahipti. Bu kararları emir-i aleme bildirir ve bunun vasıtası ile gereğini yapardı[ii] Mehterbaşı ağası mehter müziğinin icrası için konser alanına geldiği zaman yere eğilerek selam verir, vezir iç oğlan çavuşu diye tabir edilen mehteranla, hilal biçiminde konser düzeni almış olan mehter takımının ortasındaki yerini alır, felik adı verilen bir asa ile mehter takımını yönetirdi. Mehterbaşının sırtına kırmızı kaput veya çuhadan dikilmiş cübbe giydiği, başına pamuklu kumaştan yapılan ve etrafına sarık dolanan kırmızı kavuk taktığı ve altına kırmızı çuha şalvar ile sarı içliğin üzerine de kuşak sardığı bilinmektedir. Ayrıca mehterbaşının yemenisi sarı renkte olup, günümüz mehterbaşının yemenisi de aynı renktedir.

  

 Çorbacıbaşı

 

Mehterin idari anlamda sorumlusudur. Yürüyüşlerde en önde yürür. Mehteran bölüğünün genel komutanıdır.

 

 

Zurnazenler

 KABU ZURNA

Başlarına mor kavuk, üzerine bir diğer adı sarık olan beyaz “destar” takan zurnazenler, beyaz entarilerinin belinine ise kuşak bağladıkları bilinmektedir.  Ayrıca, kırmızı şalvar, sarı yemeni (ayakkabı) ve kırmızı biniş (cübbe) ile kıyafetlerini tamamlamaktadırlar.

 

Boruzenler, Zilzenler, Tabılzenler, Nakkarezenler ve Davulzenler:

6   8  5 DAVULZEN

Başlarına yeşil renkli destarlı kavuk, sırtlarına mor, lâcivert veya siyah düz, ince, tüysüz ve sık dokunmuş bir kumaş cinsi olan çuhadan biniş, ince kumaştan bir çeşit erkek şalvarı olan al renkli “çakşır”, som çubuklu entari, ayaklarına kırmızı renkli yemeni giydikleri görülmektedir.

 

Çevgâniler

9

Çevgânilerin, kolları ve bedeni bol bir cübbe diğer adıyla kırmızı renkte “biniş”, kavuk ve şalvar, sarı renkte üç etek entari ve bir çeşit hafif ve kaba ayakkabı olan sarı “yemeni” giydikleri bilinmektedir.

 

Köszenbaşı

10

Köszenbaşının başına kırmızı kavuk giyip, beyaz destar (sarık) sardığı, kırmızı kaftan, uzun mavi kuşak, içine yakasız uzun kollu erkek gömleği diğer adıyla “mintan”, bacaklarına kırmızı “şalvar”, ayaklarına sarı yemeni ve kırmızı biniş (cübbe) giydiğini görüyoruz.

 

Zırh

11

 

Sancaklar ve Tuğ

sancaklar TUĞ  ALSANCAK

DERLEYEN :
PROF. DR. İSMAİL İBRAHİMOĞLU

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.